DİN İSLAM

Dini Yazilar

Tasavvuf Edebiyatında Aşk

Tasavvuf, Allah’ı gönülden sevme işidir. Mutasavvıf ise tasavvuf ile uğraşan ehil kişidir. Mutasavvıflara göre aşk her şeyin üzerindedir ve âlemin varlık sebebinin aşk olduğu inancı hâkimdir. Tanrı “Ben gizli bir hazine idim bilinmeyi, sevi…

Herşey Zamanında Yapılmalı

Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ‘Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılırmı?’ Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı. Kendisi…

Allah İnancının Gücü

Önsöz… Dünya hayatının süsüne kendisini fazlasıyla kaptırmış batının düşünce gücü anlayışı, bu dünyaya mahsus materyale sahip olabilmek için (hâşâ) Allah’ı dışlamakta, bir şeye sahip olabilme gücünün sadece insanın …

Unutma

İnsan toplum halinde yaşayan bir varlık. Doğumla başlayan hayatı ailesiyle beraber sürer. Büyür, eğitim çağına gelir, okula gider, okul arkadaşları edinir, evlenir, çocukları olur… Bir değirmen misali dönen hayatta güzel iş…

Evlilikte sevgi mi? vefa mı?

BİZ evliliği, Peygamberimizin sünnetidir diye biliyoruz Bu söz doğrudur, ama evlilik kurumu bu cümleyle özetlenemez Evet, eğer “sünnet” kavramını Peygamberimizin yolu olarak tarif edersek bu genelleme doğrudur Ama “fıkhi bir kavram olarak” sorumluluğun boyutu anlamında kullandığımızda, yaptığımız genelleme yetersiz kalır Yani ne demek? Aslında anlatmaya çalıştığımız şudur:

Kişi evlenmediğinde gayri meşruluğa, yasaklanmış ilişkiye düşeceğinden kesin olarak eminse, evlenmek onun için farz olur, dini bir zorunluluk haline gelir Evlendiğinde eşine, çocuklarına zulüm edeceğinden eminse, ona da evlilik haram veya en azından mekruh (dinin hoş görmediği) bir hale dönüşür

Ama böyle bir endişe yoksa evlilik; sünnet, müstehap, mendup gibi teşvik kavramlarıyla ifade edilebilir

* * *

Peki bu durumda boşanma nedir? Dinin boşanmaya bakışı nasıldır?

Dilerseniz bunun cevabını bulalım, sonra da bugünlerde çoğalan boşanma olaylarını ele alalım, nerelerde hatalar yapıyoruz, bunun üzerinde duralım

Dinimiz evlenmeyi teşvik ettiği gibi, boşanmayı da zorlaştırır Bu konuda orta yolu tercih eder Bazı dinler evlenmeyi hoş görmez, yasaklar Bazıları da boşanmaya karşıdır İslam dini ise denge, itidal ve orta yolu bulur Boşanmayı hoş görmez ama yasaklamaz da Zorlaştırır, zorlar ve bağı kopartmamaya yönelik tavır alır Ama kapıyı açık bırakır Öyle ya, bir evlilik çekilmez hale gelir, yürümez, iki tarafı da hayattan koparacak hale gelirse inat etmenin faydası yoktur

İslam, sebepsiz boşamaları hoş görmez Evlilikle oynamayı onaylamaz Evlilik bağını mukaddes olarak görür “Başladığın bir bağı koparma, devam ettir, zorla kendini” der Evlilik bağını öylesine sıkılaştırır ki, Hz Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:

“Allah katında en sevilmeyen helal, boşanmadır!”

Kur’an-ı Kerim boşanmalarda yükü erkeğe havale ederek bir anlamda erkeği cezalandırır Öyle ya, hangi erkek, kendini bilen hangi insan eşiyle bağını koparır, çok önemli bir gerekçe olmadıkça? Çünkü boşandığı eş, yarın en tabii hakkını kullanarak başka biriyle yeni bir aile kurabilecektir Çocuklarına da başkası babalık edecektir!

İslam, kadına da kendini kocasından boşama yetkisi vermiştir Resmi olarak mahkemede zaten her iki taraf da nikáhı bitirme hakkına sahiptir Ama bütün bunlardan daha önemli olanı, bu noktaya gelinmeden evliliği kurtaracak girişimlerde bulunmak, orta yolu bulmak için gayret sarf etmektir

Boşanmalar maalesef günden güne çoğalıyor Yanlış evlilikler, tüketimdeki dengesizlik, hayata dair hedeflerin çeşitlenmesi, başlamış birçok evliliği daha birinci yılında sona erdirmekte Hatta 20, 30 yıllık evliliklerin bile sarsıldığını görüyoruz Reklama yönelik, içi boş evlilik ve boşanmalar hariç, samimi insanlara nedenleri sorulduğunda çoğu kez şu cevap veriliyor:

“Heyecanımı kaybettim, artık sevmiyorum, aşkım bitti!”

Evliliği bu kavramlara, bu duygulara kurban etmek çıkış yolu mudur?

Uygun mudur?

Yakışık alır mı?

Ortada kalan bir eş, küçükten büyüğe yaşları farklı çocuklar, bu enkaz üzerine kurulacak ama sonunun ne olacağı az çok belli olan yeni evlilikler

Dağılmış ailelerde en büyük vurgunu, en ciddi darbeyi çocuklar yiyor Yaşamasına rağmen ortada olmayan bir baba, annelik yapamayan mağdur bir anne (veya tam zıddı), sevgiden yoksun çocuklar

Bu bir yıkım değil mi? Dağılmışlık, savrulmuşluk ve savurganlık değil mi? Ciddi bir tehlikenin sinyalleri değil mi?

* * *

Hangi noktaya geldiğimizi görmek için TV’lerdeki sabah ve akşamüstü kuşaklarındaki programlara biraz göz atmak yetip de artmıyor mu? Tam 30 senedir babasını görmemiş çocuklar, bilmem kaçıncı kez evlilik yapan insanlar

Mahkeme salonlarına gitmeye hazırlananlara bir soru sormayı istiyorum, evraka imza atmadan önce: Vefanız, evlenirken evlilik evrakına attığınız imzadan ve evlenirken verdiğiniz sözlerden, kaybettim dediğiniz heyecanınızdan ve aşkınızdan daha mı az önemli?

NİHAT HATİPOĞLU

Aşk dediğin elif gibi olmalı, dümdüz, dosdoğru

Aşk dediğin şın gibi olmalı, şeksiz, şüphesiz ve iç noktası özü, sözü, gözü anlatmalı

Aşk dediğin kaf gibi olmalı, kaf dağı gibi ulaşılmaz erişilmez olmalı, iki zirvesi iki nokta gibi göğe uzanmalı, biri can biri canan olmalı

Hem kaf aşkın kalbidir onu çıkarınca geriye aş kalır mide kalır Aşk gönül işidir; gıdası cananın tebessümü, bir tatlı sözüdür

Âlemin var olma sebebi aşk’tır, dünya Aşk ile döner, güneş her sabah Aşk’a gülümser, yıldızlar kara gecede Aşk’ı aydınlatır, yağmur bile Aşk’ı yeşertmek için yağar âleme

Gülün nazı, bülbülün niyazı hep Aşk içindir Şairlerin yazdığı, ressamların çizdiği hep Aşk değil midir?

”Aşk sözcüğü zaten sözlükte sarmaşık demekmiş Bir sarmaşık çınarları servileri nasıl sarmalarsa AŞK da öle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş sonunda Dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş”

‘’sevmenin tabakaları muhabbet, Aşk ve dert olmak üzere üç derecedir;

-muhabbet odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse kaydında değildir,

-Aşk odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse mahzundur,

-dert odur ki; mahbubunu görürse de mahzundur, görmezse de mahzundur”

Aşk hüznün dostudur, hasretin yoldaşı Gurbettir hep aşkın mekânı Hep biri ister, biri gözler, birden başkası düşmanıdır aşkın

Aşkın tek gıdası, ekmeği, aşı, aşığın gözyaşıdır Aşkın bayramı maşukun bir tek tebessümüdür

Aşk; görebilmektir, binlerce kişi içinde onu görebilmek, ama bazen de görmezden gelebilmektir

Aşk dua etmektir;”Yarabbi ona da benim sevgimi ver gibi dualar aşığın duası değildir, çünkü aşkta karşılık beklemek yoktur Aşığın duası her an ”Yarabbi onun hakkında hep en hayırlısını nasip et, ona gelecek dertler, üzüntüler bana gelsin” diyebilmektir Ya da ”Ben öleyim o kalsın ben ağlayayım o gülsün ”Ama en önemlisi HzEbubekir’in duası gibi dua etmektir Hani diyor ya ”Yarabbi benim vücudumu o kadar büyüt ki cehennemde benden başka kimseye yer kalmasın”İşte Âşık en azından diyebilmeli ki ”Yarabbi benim vücudumu iki kişilik yap eğer onun cezası varsa onun yerine de ben yanayım, yer kalmasın cehennemde o dışarıda kalsın”

Aşk en çok da haddini bilmektir

Ve aşk susmayı bilmektir, susabilmektir Aşk dediğin beklemektir Ey sevgili! Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz Yakup gibi karanlığa hasret kalana kadar beklemek bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır

Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir beklenene değecekse Bilesin!

Hatırlamak; unutanlara has bir özelliktir Aşk dediğin unutmak tükenmektir diyebilip hiç unutmamaktır

Aşk; her şeyi, her anı, her zamanı, her mekânı O ve diğerleri diye ayırmaktır Onsuz bir geçmişi buruşturup çöpe atabilmek, onsuz bir geleceği hayal bile etmemektir

Aşk; yanmaktır Ey sevgili!

Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir, Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren

Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten Hem ne diyordu şair; ”Yanmışın halinden ne bilsin ham/Sükût gerektirir bize gayrı vesselam…”

Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım Bilesin!

Aşk, Nazdır Tüm sevdaların olmazsa olmazı naz… Türk’ün ta Türkistan’dan çıkıp geldiği, İstanbul’un Fatih’e ettiği naz Naz anlayana niyazdır Bilesin!

Aşk; bedel ödemektir Ey sevgili!

Bülbül, gonca gülü görebilmek için her seher uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır Ya ben yüreğimi nerelere asayım Ey sevgili Çünkü aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz

Beklemek bedel ödemekse eğer hala ödüyorum o bedeli Bilesin!

Aşk; vazgeçmemektir Ey sevgili!

Mecnun gibi aklından Kerem gibi bedeninden vazgeçmek Yardan gayrisinden, cümle cihandan vazgeçmek

Yemeden, içmeden, uykudan, uyanıklıktan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince

Senin için senden vazgeçmişim Bilesin!

Aşk; bilmektir Ey sevgili!

Bir tek yâri bilmek, onu candan daha aziz bilmektir Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir

Onun selamı ile gelen bela olsa Eyvallah diyebilmektir

Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine Eyvallah! Bilesin!

Aşk; susmaktır Ey sevgili!

Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır Kelamın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır

Artık sustum Ey sevgili Bilesin!

Aşk dediğin susup beklemektir,

Aşk dediğin….

Web Analytics Sohbet
M�zik T�rk�e

Online Saya�