SEVGİLİYE MEKTUPLAR
Arkadaşımın Aşkısın !
18 Şub
Dario Moreno mu söylemişti bu şarkıyı.. Yanılıyorsam affola. “Sen arkadaşımın aşkısın” zor bir şarkıdır. Ben de aşık oldum arkadaşımın aşkına. Hem arkadaş olduğum için onun aşkını ballandıra ballandıra anlatmasına sabır göstererek hem de arkadaşımın aşkına körü körüne aşık olarak geçirdim koca bir yazı. Bir yaz aşkıydı işte. Ama neden arkadaşımın aşkına aşık olmuştum ki. Neden olmayayım ki. Aynı tip pantolon giyen, aynı yemekleri, aynı müziği seven iki arkadaşın aynı kıza sevdalanmasından doğal ne olabilir ki. Hele üçlü gezmelerde yaşadığım, eh ne de olsa arkadaşıydım, bana güvenebilirdi, bana dokunmasının anlamı onun için dostluk adınaydı, ama ya benim için? Kimselere fark ettirmeden yaşamak aşkı, tam da kıyısında durup denize dokunamamak, sadece dalgaların sesini dinlemek ve her seferinde kıyıdan dönmek. Tüm yaz boyunca sürdü. Hiç bir umut ya da ümit doğmadan. Söylemedim Orhan’a, ta ki yıllar sonra bir ocak başı sohbetimizde maziye daldığımız o akşama kadar. Orhan rakısından bir yudum alıp alıp dedi ki, “Vay namussuz, bilseydim paralardım seni. Hesabını sen ödüyorsun bu akşam!”
İlk AŞk …!
18 Şub

Onunla olan aşkımızın ifadesi kokulu silgiyi birlikte koklamaktı. Bu ikimize özeldi. O benim için, ben onun için özeldim. Kokulu silgi de bu özel olanın leitmotivi idi. Ama “aşk” sözcüğünü kullandığımda artık ergenlik dönemi başlamıştı ve ayna karşısında sivilce sorununa nasıl çareler bulacağım kaygısı da. Annemden gizli hafif makyaj denemeleri ve dore renkli çanta hevesi de ardından geldi. Limonatalı mezuniyet çayında topu topu dans etmiş idik, öyle yakın duruş değil ve her ikimizde kötü dans ediyorduk, ama yaptığımız dansa öylesine bağlıydık, o an dünyanın en iyi dans eden çifti biz gibiydik. Üniversitede artık “kadın” olmadıysam bile “kadın” lafını kendime yakıştırmaya başlamıştım. Ama o da sınırlı okul çevremdeki grupta. Bu fanusun dışında söylemeye ise yürek isterdi. “Galiba ben aşığım” dediğimde okul bitmiş ve ilk işimin ilk maaşını almıştım. Hemen ona gidip bir kaşkol almıştım. Ama onunla evlenmedim. Çünkü gerçek aşk, şu yağmur altında oturduğum burnu kemerli beyfendiydi. İkinci çocuğumuz doğduğunda ben otuzunda o ise otuzikisindeydi. Ama aşık olduğumuzu çocuklar gibi söyleyemez bir utangaçlık üzerimize evlilikle peydah olmuştu. Sadece bize özel anlarda söyleyebiliyorduk. Ama hala aşıktık. Torun doğduğunda kızım sormuştu “anne aşık mısın hala” diye. Utangaçlık evliliğin vazgeçilmezidir. Utanıp “kızım bu yaşta benim aşkla ne işim olacak” demiştim. Ama dediğimden dolayı da öylesine bir suçluluk duygusu duymuştum ki. Hastanenin kafesinde sigara içen, artık saçları aklaşmış ve bir by-pass geçirmiş o kemer burunlu beyfendiye hala aşıktım. Bir bahane uydurup kızımın yanından ayrılıp aşağıya indim. Kafenin en dibindeki masada oturmuş, yakın gözlükleri ile gazete okuyordu. Gittim yanına oturdum. “Kız nasıl? Bir şey mi oldu?” diye kaygıyla sordu. “Hayır” dedim tebessüm ederek. “Bana da bir kahve ısmarlarsın diye geldim.” Sonra her zamanki gibi omuzlarına düşen bir kaç ak saçı alarak ceketini düzelttim. Ama atamadım saç tellerini yere. Aldım ve avucuma sakladım.
sevgiliye mektup…..
14 Şub
Hüzün Kokan Sevgiliye
ellerim ellerini degdiginde avuclarım titiriyorsa ,sesin kulaklarımda yankılandıgında kalbim coksun denizlerin yerini alıyorsa , dudaklarımdan”seni seviyorum” kelimesi süzülürken yüregim bir cocuk gibi kıpır kpır oluyorsa ,üsüyen bakıslarım sadece senin gözbebeklerinin icinde ısınıyorsa ve de tek carem son nefeste sevgimi fısıldamaksa eger , avazım cıktıgı kadar kalbine fısıldıyorum ; SENİ SEVİYORUM